Yavuz Sultân Selim Devri (1512-1520) Hilâfet’in Osmanlı Devleti’ne İntikali-III

0
136
Gösterim

Tomanbay hükümdar olduktan sonra Sultân Selim, bir nâme ile kendisine tâbi olması karşılığında Gazze’den itibaren Mısır’ı kendisine bırakacağını bildirmiştir. Ancak bir sonuç elde edilememiştir. Tomanbay’ın elçilere kötü muamelede bulunması Mısır’a hareketin görünen sebebini oluşturmuştur. Sultân Selim Mısır alınmadıkça Merc-i Dabık’ta elde ettiği zaferin geçici olacağına inanıyordu. Ayrıca Merc-i Dabık Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin İslâm İmparatorluğu hâline gelebilmesi için Mısır’ın mutlaka alınması gerekiyordu. Bu nedenle Osmanlı Devleti, Memlûk Devleti’ne son darbeyi indirmek istemiştir. Bu da Ridaniye Savaşı ile gerçekleşecektir.  

Tomanbay tarafından görevlendirilen Canberdi Gazali’nin birlikleri Osmanlı öncü birlikleri tarafından Gazze yakınlarında yenilgiye uğratılınca 1516 Aralıkta Kahire yolu açılmıştır. Askerin iknâ edilmesi suretiyle tüm hazırlıklar tamamlanarak Mısır’a yürüyüş başlamıştır. Ancak Mısır ile Filistin arasındaki kum çölleri büyük bir sorundu. Yağmurun yağmasıyla birlikte bu çöller pek bir sıkıntı yaşanılmadan Osmanlı ordusu tarafından aşılmıştır. Ordu Kahire’ye doğru yürümeye başlamıştır. Tomanbay’ın ordusu da Kahire’ye yakın bir yerde mevzilenmiştir. Tomanbay 20-50 bin arasında bir kuvvete ve ‘Frenklerden tedarik edilen’ 200 kadar top ile Ridaniye cephesini oluşturmuştu. Cephenin sağında el- Mukaddam Dağı –ki Sultân Selim’in dehalığını gösteren planın gerçekleşeceği dağdır.- sol tarafta ise Nil Nehri vardır.  Tomanbay hendeklerle birlikte önlem alsa da topları sabitlemişti. Bu da Sultân Selim’in planı sayesinde el- Mukaddam Dağı’nın dolaşılarak Memlûk toplarının devre dışı bırakılmasını kolaylaştırmıştır. Osmanlı bu manevrayı gerçekleştirdiğinde bu beklenmedik hareket karşısında Tomanbay ne yapacağını bilememiştir. Savaş Feridun Emecen’in söylemiyle yaklaşık 7-8 saat sürmüş, dağılan Memlûk ordusunun başındaki Tomanbay ve bazı adamlarının kaçmasıyla birlikte Osmanlı ordusunun üstünlüğü ile sonlanmıştır.

Kahire’de bir sokak.

Kahire’nin alınması ile Memlûk Devleti sona ermiştir. Osmanlı Kahire’ye girse de büyük bir direnişle karşılaştı. Çünkü halk Tomanbay’ı çok seviyordu. Netîcede Sultân Selim

İsyan eden Kahire halkı üzerine Osmanlıların mukabelesi

1517 Şubat’ta Kahire’ye girerek Mısır tahtına oturmuştur. Burada kendi adına hutbe okuttu. Memlûk beyleri de Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını bildirmişlerdir.

 

 

Tomanbay kaçtığı adamlarla birlikte son bir hamle daha yapma düşüncesiyle dolaştığı mıntıkalardaki Arapları toplayıp ayaklandırmıştır. Osmanlı kendisine heyet göndererek anlaşmaya çalışmış ancak Tomanbay’ın kendisine gönderilen heyeti öldürmesinden sonra onunla bu şekilde anlaşılamayacağına kanaat getirilerek sıkı bir takip harekâtına girişilmiştir. Tomanbay topladığı kuvvetlerle anlaşmazlığa düşmüş, akabinde yapılan harekâtla Tomanbay yakalanmıştır. Sultân Selim ilk etapta onu öldürme niyetinde değildi ancak geçtiği yolda bir grup insanın “Allah Tomanbay’ı muzaffer etsin” dediğini duyunca onun sağ bırakılmasının yanlış bir hamle olacağını düşünerek onun hayatına son vermiştir.  

Bu sıralarda Hicaz bölgesini idare eden Mekke Emîri Şerif Berekât bazı mukaddes emanetleri ve Kâbe anahtarlarını göndermek suretiyle Osmanlı Devleti’ne bağlılığını göstermiştir. Böylece Harameyn’in himayesi Osmanlı Devleti tarafından resmen üstlenilmiş oluyordu ki Sultân Selim’e bu emanetlerin yanında Hâdîm ül- Haremeyn unvanı da verilmiştir. Sultân Selim, Mısır Beylerbeyiliğine Hâyır Bey’i tâyin etmek suretiyle askerinde yoğun isteğiyle

“Nemiz kaldı bizim mülk-i Arab’de

Nice bir dururuz Şam u Haleb’de

Cihân halkı kamu îş u harabde

Gel ahi gidelüm Rûm illerine.” İstanbul’a dönme kararı almıştır.

Sultân Selim İstanbul’a giderken son Abbâsi halifesi olan Mütevekkil’i de beraberinde getirerek Ayasofya’da yapılan bir merasimle Hilâfeti ve mukaddes emanetleri ondan devralmıştır. Her ne kadar Osman Turan yapılan bir merasimden bahsetse de Feridun Emecen kaynaklarda böyle bir merasimden bahsedilmediği, bu bilgilerin çok sonraları Osmanlıların İslâm dünyasındaki hâkimiyet iddialarının bir netîcesi olarak ortaya çıkmış olduğunu söylemiştir.  Aslında Sultân Selim Kahire’de Mısır tahtına oturarak Memlûk Sultanlığı’nın vârisi olduğunu göstermek istemiş, halifelik ile ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmamıştır. Feridun Emecen’e göre Mütevekkil’in kendi rızasıyla merasimde hilafeti Sultân Selim’e devretmesinin iddiası Osmanlı hilafetinin meşrulaştırılmaya çalışılmasından dolayıdır. Netîcede her nasıl olursa olsun Osmanlı Devleti, hilafeti son dönemlerinde çokça kullanarak İslâm Birliği’ni sağlamaya çalışmıştır. Kendisini İslâm’ı temsil eden devlet olarak görmüştür. Hicaz Bölgesi bu noktada önemlidir. Osmanlı Devleti buraya her ne kadar valiler göndermiş olsa da burayı Şerifler eliyle kontrol etmeye çalışıyordu. Zaman zaman bu valiler ile şeriflerin arası iyi olmamış, son dönemlerde çevre olarak Hicaz’ın merkez olarak Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaları göze çarpmaktadır. Yinede Osmanlı Devleti aksilik çıkmadığı müddetçe bu bölgeye surre alayları göndermiş ve gerekli önemi göstermişlerdir. Siyasî açıdan da bu bölge önemlidir. Mesela Osmanlı Devleti’ne karşı gerçekleştirilen Vehhabi-Suudi ayaklanması ile Vehhabilerin ilk gözlerine kestirdikleri yer Hicaz Bölgesi olmuştur. Buradan onlarında İslâm devleti olmak için Hicaz Bölgesi’nin önemini kavramış olduklarını çıkarabiliriz.

Yararlanılan Kaynaklar

  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, Ankara 2011.
  • Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi Türk Dünya Nizâmının millî, İslâmî ve İnsânî Esasları, İstanbul 2013.
  • Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi Resimli – Haritalı, II, Ankara 2011.
  • Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600), çev.: Ruşen Sezer, İstanbul 2015.
  • Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600),  İstanbul 2015.
  • İsmail Hallı Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara 2013.

CEVAP VER