Hun, Göktürk ve Uygur Devletlerinde Hatunun Mertebesi Hakkında

    0
    677
    Gösterim

    Hun, Göktürk ve Uygur Devletlerinde Çin kaynaklarının deyimiyle yan-chih ya da Türkçe karşılığı ile katun/hatunun mertebesini işaret eden bilgileri iki başlık altında toplamak mümkündür. Birinci başlık “katunun kutluluğunu işaret eden bilgiler”, ikinci başlık “katunun otoritesini ve devlet yönetimindeki yetkisini işaret eden bilgiler”dir. İki başlık da doğal olarak birbiri ile alakalıdır. İlk başlıkta verilen bilgiler ikinci başlıkta verilecek bilgilerin temeli kâbilinde olduğundan öne alınmıştır. Çalışmanın ikinci başlığı altında belirtilmiş durum birinci başlıktaki algının bir sonucu olarak doğmuştur.

    1. Katunun Kutluluğunu İşaret Eden Bilgiler

    Katunun kutluluğu konusunda en açık bilgiler Göktürk abidelerinden Kültigin Yazıtı’nda görülebilir. Abidelerde geçen şu söylemler konu çerçevesinde göz önüne alınmalıdır:

    Türk milleti yok olmasın, millet olsun diye Tanrı ve kutsal yer-sular şüphesiz ki şöyle yapmış: annem İlbilge Hatunu ve babam İlteriş Kağanı tepesinden tutup  yukarı götürmüşler şüphesiz”.

    Kardeşim Kültigin annem hatunun kutu sayesinde er adına kavuştu..

     Birinci söylemde Bilge Kağan, babası gibi annesinin de Türk milletini kurtarmak için Tanrı tarafından yükseltildiğini edebî bir üslûpla belirtmektedir. Buradaki yükseltilme iktidar mevkiine yükseltilme yani kutlandırma olarak okunmaya el verişlidir. Gömeç tarafından bu satırlar katunların da kağanlar gibi katunluk makamına oturduğunun ve kağan ile beraber hükümettiğinin delili olarak değerlendirilmiştir ki, bu beyan katunun da Tanrı tarafından iktidar mevkiine getirildiği sonucunu doğurur. Kut denilen erk de bunu ifâde etmektedir. İkinci söyleme gelinecek olunursa zaten o söylem alenen katunun kut sahibi olduğunu ortaya koymaktadır.

    Katunun kutluluğu konusunda bir diğer kaynak Uygurlara ait olduğu söylenen Aruhan Yazıtıdır. Aruhan yazıtında bir katun için Tengriken ünvanının kullanılmış olması da katunun kut sahibi olmasının doğrudan işaretidir. Tengriken kelimesinin Talat Tekin tarafından tanrısal, Divanü Lügâti’t-Türk’te “bilge”, Gömeç’in  “Terken Ünvanı Hakkıında” isimli makalesinde bilge ünvanının bir süre sonra dönüşmesi sonucu oluşmuş bir kelime olarak tarif edilmesi ayrı ayrı yukarıdaki fikrin destekçileri konumundadır.

    Katunun kutluluğu konusunda gösterilecek son emare 821 yılında yılı dolaylarında Uygur kağanı için gelin olarak gelen prenses Tai-ho’nun katunluk makamına getirilme törenidir. Bu tören esnasında katunun bir tahterevana oturtulduktan sonra havaya kaldırıp güneşin dönüş yönüne doğru dokuz kere döndürülmesi A. İnan tarafından göğe çıkarılma olarak tarif edilen Göktürklerdeki kağanlık merasiminin neredeyse aynıdır. Bu göğe çıkarma uygulamasının da yukarıda belirtilen kötürülme, yügerü kötürülme söylemi ile alakalı olduğunu ve kutun bir timsali olduğunu düşünmek yanlış olmamalıdır.

    Buraya kadar olan bilgiler göstermektedir ki katunun gerek üvansal ve gerek ilahi erki tıpkı kağan gibi bünyesinde barındırmaktadır. Katunun bu durumu devlette etkin ve yetkin bir yapıya ve otoriteye sahip olmasının meşrûti alt yapısını oluşturmuştur. Bir sonraki başlıkta işlenecek olan katunun yönetimdeki yetkisi ve devletteki otoritesinden bahsedilmeden önce katunun kutluluğundan bahsedilmesi konunun devamındaki bilgilerin temelsiz kalmaması açısından gerekmektedir.

    1. Hatunun Otoritesi ve Yönetimdeki Etkisi
    Tomrisin temsili bir resmi

    Yukarıda bahsedildiği üzere katunun da kut sahibi olmasınından dolayı devlette pasif, önemsenmeyen bir konumda olması söz konusu olmamıştır. Mao-dun’un Kao-tzu’yu P’ai-teng’de kuşatması hadisesinde eşinin Mao-dun’a verdiği tavsiyeler önemlidir. Kao-tzu P’ai-teng’te muhasara altında kaldığında Mao-dun’un eşi ile bir şekilde iletişime geçmiş ve onun sayesinde P’ai-teng’ten kurtulabilmiştir. Mao-dun’un eşi “Çin topraklarını elde etse dahi o topraklara yerleşmesinin mümkün olmadığını” söylemiş ve Mao-dunu Kao-tzuyu serbest bırakması ve antlaşma yapması hususunda ikna etmiştir. Bu hadise katunun yeri açısından dört noktada önemlidir. Birincisi böyle ciddi ve hayati bir konuda kağan tarafından eşinin sözlerinin dinlenmesi, tavsiyesinin alınması ve uygulanması katunun devletteki otoritesini ortaya koymaktadır. İkincisi ise katunun muharebe esnasında orada oluşudur. Kağanların savaşa giderken dahi eşlerinden ayrılmamaları dikkat çekicidir.  Üçüncü nokta ise katunun serbest bir şekilde diplomatik ilişkilerde bulunabilmesinin bir örneğini teşkil etmesidir. Dördüncü nokta ise Mao-dun’un katununun Türk devlet sistemi ve milletinin karakteristiği ile Çin’deki konjenktürü gayet iyi bildiğinin bir göstergesi olması açısından önemlidir. Katunun Mao-dun’a Çin’i ele geçirse bile o topraklarda tutunamayacağını söylemesi Türklerin yerleşik hayatta asimile olacakları, Çin’in kalabalık nüfusu içerisinde eriyecekleri ve Türklerin esas üstünlüklerinin yaşam tarzlarından ileri geldiğini hatırlatmak kâbilindedir. Bu durum katunların devlet, politika ve kültürel meseleler de ne derece yetkin olduğunu göz önüne seren en güzel örneklerden biridir.

    Katunun otoritesi konusunda bir örnek ise Ch’ieh-te-hou Ch’an-yü’nün dönemindeki bir hadisedir. Ch’ieh-te-hou Ch’an-yü’nün büyük katununun himayesindeki bir esirin Ch’ieh-te-hou Ch’an-yü’nün çok önem verdiği Li Ling isimli bir komutan tarafından öldürülmesi büyük katunu çok kızdırmıştır. Her ne kadar Li Ling, ch’an-yü için son derece önemli bir komutan idiyse de ch’an-yü onu sürgün etmeye mecbur kalmıştır ve büyük katun ölünceye kadar Li Ling sürgünden dönememiştir. Bu hadise katunun tıpkı hakanlar gibi kendi himayesine girmiş olan birinin zarar görmesini ya da teslim edilmesini bir zillet olarak algıladığını gösterir. Bu durum hem yetki hem algısal olarak katunun hakandan farklı olmadığını gösterirken kağanın Li Lingin önemine rağmen onu sürmesi ve katuna karşı gelmemesi de katunun otoritesine işaret etmektedir.

    Katunun devletteki otoritesine veliaht tayinindeki etkisi de dahil edilmelidir. Tu-man’ın yasal varis Mao-dun olmasına karşın öteki eşinin telkinleriyle Mao-dun’un üvey kardeşini tahta çıkarmak istediği bilinmektedir. Hu-lu-ku Ch’an-yü’nün vasiyetine rağmen Chüan-ch’u Yen-chih başbakan Wei Lü’nün de desteğini alarak sol bilge eligi Hu-yen-ti’yi ch’an-yü yapmıştır. Hu-Han-yeh hastalandığında Chü-mo-chü’yü veliaht göstermiş olmasına rağmen onun iki yen-chih’si aralarında anlaşarak Hu-Han-Yeh’in kararına rağmen Tia-t’ao-mo-ka’yu chan-yü yapmışlardır. Bu konuda iki yen-chih’nin arasında geçmiş olan konuşma ayrıca önemlidir. Küçük yen-chih büyük yen-chih’ye şu cümleleri kurmuştur:

    On yıldan fazla bir süredir Hunlar karışıklık içindedir. Bugün barış ve huzurun sağlanmasının üzerinden çok fazla geçmedi. Chü-mo-chü’nün yaşı küçük olduğundan halk onu dinlemeyecek ve korkarım ki ülke yeniden tehlikeye girecek. Ben ve büyük yen-chih  bir aileyiz, çocuklarımız arasında bir fark yoktur. Bu sebeple Tiao-t’ao-mu-kao’nun başa geçmesi daha uygun olur”.

    Büyük yen-chih ise “Chü-mo-chü yaşı küçük olsa da, ileri gelenlerle birlikte devlet işlerini yürütebilir. Bugün soylu olan bir kenara bırakılıp mevkiisi düşük biri başa geçirilirse gelecekte muhakkak karışıklık çıkar” şeklinde karşılık vermiştir. Ancak nihayetinde küçük yen-chih, büyük yen-chih’i ikna etmiş ve büyük yen-chih’nin oğlu olan Tia-t’ao-mo-ka tahta geçmiştir. Bu hadise küçük yen-chih’nin kendi oğlunu tahta geçirmek yerine devletin menfaatini düşünürek büyük yen-chih’in oğlunu tahta geçirmeyi “ısrarla” teklif etmesi

    Savaşçı bir Kıpçak kadın askeri çizimi.

    açısından gayet önemlidir. Bu hadise katunun devletteki yeri ve otoritesi açısından katunların ne derece devletçi, bilge, bencillikten uzak ve devlet ahlakıyla yetişmiş olduğunu gözler önüne serer niteliktedir. Veliaht tayininde katunun bu denli yetkin bir pozisyonda bulunmasının onun devlet içindeki otorite ve önemini yansıttığı paragraftan çıkarılacak genel bir sonuçtur.

     

    Katunun yönetimdeki etkisi ve otoritesine Avrupa Hunları’nda da örnekler bulmak mümkündür. Atilla’nın eşi Arıkan’ın kendine has bir köşkü olduğu ve emrinde cariyelerin olduğu bilinmektedir. Ayrıca Arıkan’ın bizzat Doğu Roma elçilerini, Bilge Kağan’ın eşi Po-fu’nun  Çin elçilerini karşılayıp onlarla görüştüğünün beyan edilmesi tıpkı Mao-dun ve P’ai-teng örneğinde olduğu gibi katunun serbestçe diplomatik faaliyetlerde bulunabildiğinin emaresidir.

    Şu Yazıtındaki şu kısında konu açısından önemlidir:

    Ozmış Tigin Han olmuş. Koyun yılında üzerine yürüdüm . İkinci savaşı ilk savaşı ikinci ayın on altıncı gününde yaptım… tuttum, katununu orada aldım. Türk milleti o andan sonra yok oldu”.

    Bu yazıt bir yandan katunların da eşleriyle beraber savaşa gittiklerini gösterir. Daha önemli ikinci bir detay ise “katununu orada aldım” denmesinden hemen sonra Göktürklerin o andan itibaren yok olduğunun ima edilmesidir. Bu kısım katunu alınan kağanın hakimiyetinin ortadan kalktığını düşündürmesi bakımından önemlidir. Bilge Kağan’ın da Kültigin Yazıtı ve Bilge Kağan Yazıtı’nın pek çok yerinde mağlup edip devlete bağladığı boy liderleri ve düşmanları için “katununu tuttum, katunu kul oldu” kabilindeki sözlerine bu açıdan bakıldığında basit bir yazınsal kalıp, rükn (esas) olmaktan ziyade bir anlayışın yansımasıdır. Bu bilgilerden ise katunun, kağanın hakimiyetinin önemli bir parçası olduğu anlamı çıkmaktadır ki o alındığında hakanın hakimiyetinin de düşmesi söz konusu olmuştur.

    Katunların sadece teorik olarak ya da dolaylı olarak devlette etkin olduklarını düşünmemek gerekir. Elçileri karşılamalarının yanı sıra devlet meclisine katılmaları, Uygurlarda resmi yazışmalarda kağanın katundan ayrılmaması, emir-nâmelerin hem kağan hem katun adına yayınlanması ve VII. yüzyıldaki Uygur kağanı savaşlarla meşgûl olurken katununun davalara bakıp halk arasındaki ihtilafları çözmesi pratikte de katunun devlette etkin olduğunu göstermektedir.

    Buraya kadar anlatılan bilgiler ışığında katunun devletteki yeri gayet ehemmiyetli bir noktada görülmektedir. Sunulan veriler, Gömeç’in, katunun devlette yabgu ve şadlardan daha önce geldiğini söylemesinin birer birer temellendirici bilgisi niteliğindedir. Böylelikle katun kağandan sonra devletteki en önemli otorite haline gelmiş oluyordu. Ancak Mao-dun’un Tunguzlara kadın verme hadisesine bakıldığında kadından daha önemli olan şeyin “devlet” ve onun temeli olan “toprak” olduğu gözükmektedir.

    • Yararlanılan Kaynaklar: 
    • Talât Tekin, Orhun Yazıtları, İstanbul 2012.
    • Saadettin Gömeç, KöktürkTarihi, Ankara 1999.
    • Talât Tekin, Orhun Türkçesi Grameri, İstanbul 2013.
    • Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugâti’t Türk, çev.: S. Tuba Yurteser ve Seçkin Erdi, İstanbul 2007.
    • Sadettin Gömeç, “Terken ÜnvanıHakkıında”, Ankara Üniveristesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi, II/17, Ankara 2010.
    • Özkan İzgi, Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları, haz.: Erkin Ekrem-Serhat Küçük, Ankara 2014.
    • Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, C. I, Ankara 2015.
    •  https://ahmettasagil.wordpress.com/makaleler/turk-tarihi-ile-ilgili-cin-kaynaklarinin-turkce-nesri-uzerine-dusunceler/
    • Tilla Deniz Baykuzu, Asya Hun İmparatorluğu, Konya 2012.
    • Ayşe Onat-Sema Orsoy-Konuralp Ercilasun, Han Hanedanı Tarihi Hsiung-nu (Hun) Monografisi, Ankara 2015.
    • Ali Ahmetbeyoğlu, “Dört Tekerlekli Yük Arabalarından Köşklere Hun Kadını ve Kullandığı Ziynet Eşyaları”, İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi, S. 43, İstanbul 2006.
    • Ahmet Taşağıl, Göktürkler I-II-III, Ankara 2012.
    • Gülçin Çandarlığlu, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, İstanbul 2003

    CEVAP VER