Başlangıçtan Mete Dönemi’nin Sonuna Kadar İpek Yolu Perspektifinde Hun Çin Mücadelesi Hakkında Bir Değerlendirme

    0
    584
    Gösterim

    Hunların Çinlilerle olan mücadelelerinin en erken dönemlerinde dahi Çinlilerin hücum noktaları arasında ipek yolu açısından önemli noktaların olduğu Yaşar Bedirhan tarafından belirtilmiştir. Hunların da Çinlilere karşı düzenlediği seferler incelendiği vakit Hun akınlarının Avrupalı ve Çinlilerin dediği gibi eğlence için yapılmadığı ortaya çıkacaktır. Ögel’in Hun akınlarını güdümlü akınlar ve gelişi güzel akınlar olarak sınıflandırmasının sebebi de bu noktadan kaynaklanmaktadır.

    Hunların Çinliler ile ilk ciddi mücadelelerinin M.Ö. 730-461’li yılları kadar gittiği bilinmekle beraber bu devirlerden bahis eden Çin kaynakları kısır bilgiler vermektedir. M.Ö. 706, 652 ve 640 akınlarının büyük akınlar olduğu bilinmektedir. Bu devir akınlarından sonra M.Ö. 461 ve 361 yılları dolaylarındaki mücadeleler önemlidir. 730-461 dolaylarındaki akınlarla Hunların Kansu’ya kadar inmekle beraber Sarı ırmak kıvrımına kadar sokuldukları görülmektedir. 361 yılında Çin imparatorunun batı akının altında yatan sebep işte bu bahsi geçen kitlelerin batı ticaret yolunun Çin’e girdiği Kansu bölgesinde bulunması ve ticaret yolunu ellerinde bulundurması olmalıdır. Sadece Kansu değil bir nebze daha doğuda olan Sarı Irmak kıvrımı da Hunlarca baskılanmış bulunmaktaydı. Hunların bu ilk seferlerle 270 yılına kadar Çin’in Orta Asya’ya giden kuzeybatı güzergahını kapatmış olduğu görülebilir. Bu durum Çin’i son derece zor duruma düşürmüş olmalıdır. M.Ö. 306-250 yıllarında hüküm sürdüğü bilinen Cao Kralı Wuling’in Hun usulü ordu reformu yaparak Tai, Yinşan ve Kao-ch’üeh Geçidine kadar gelerek düzenlediği kuzey akınları da İpek Yolu’nun Çin’e girdiği bölgelerinin kuzey hudutlarını güvene almak için olmalıdır. Çünkü Kao-ch’üeh Geçidi’nin konumu[1] hakkında verilen bilgilere bakıldığında İpek Yolu, yani Çin’e göre Batı Ticaret yolları açısından ne kadar önemli olması gerektiği anlaşılabilir.Bu hatta mücadele 244 dolaylarına kadar devam etmiştir.

    Bu ilk hamlelerle Çinliler Hunları Sarı Irmağın kuzeyine doğru atmış gibi görünüyorlarsa da M.Ö. 215-212’de kaynakların General Meng Tien’in tekrardan Yin-Shan, Kao-ch’üeh Geçidi ve Güney Sarı Irmak taraflarını ele geçirdiğinden bahsetmesi Hunların buralara tekrardan sızmış olduğunu düşündürtmektedir. Demek ki Hunlar tekrardan bu sahaya inmişlerdir. Bu bilgiler ışığında görülmektedir ki Çin Hanedanı’nın meşhur lideri Xi-Huang-dî döneminde bir kere daha Hun-Çin mücadelesi Kao-chüeh Geçidi ve Ordos dolaylarında şiddetiyle devam etmiştir. Ordos, Kao-ch’üeh Geçidi ve Wu-yuan hattı iki taraf için de önemli olmalıdır. Hunların Wu-yüan’ın kuzayinde Tuman Ch’eng adlı bir kalelerinin var olduğu bilgisi ve Xi-Huang-dî’nin bu bahsedilen hat boyunca 34 tane surlu şehir kurmuş olması göz önüne alınırsa Hunların ve Çinlilerin bu bölge üzerine olan ilgisi daha net şekilde kendini gösterir. Bu ilginin ve mücadelenin ticaret noktaları ve iktisadî meselelerle ile ilgili olduğunu söylemek yanlış olmasa gerekir. Çünkü Kao-ch’üeh Geçidi’nin konumu hakkında verilen bilgilere bakıldığında İpek Yolu, yani Çin’e göre Batı Ticaret yolları açısından ne kadar önemli olması gerektiği anlaşılabilir. Ayrıca Kao-ch’üeh Geçidi’ne yapılan kalenin yanına büyük Pazar yerleri yapılması da bölgenin ticaret yollarına yakınlığı ve önemine güzel bir işarettir.

    Kansu Bölgesi.

    Buraya kadar olan bilgilerin değerlendirilmesi şu yönde olabilir: Ögel’in Orhun Hunları dediği Hun kitlelerinin Ordos, Kao-ch’üh gecidi dolaylarına ve Yinşan eteklerine düzenlediği akınlar ticaret yollarını hakimiyet altına almaya çalışmak için düzenlenen akınlardı. Kansu- Kao-ch’üeh Geçidi hattı Hunların bu hamleleri ile Hunların eline geçebilirdi ki bu durum Anxi, Wuwei, Lanzhou ticaret hattının kesilmesi, Hunların eline geçmesi demekti. Diğer taraftan Ordos üç tarafı Sarı Irmak ile çevrili verimli bir arazi idi. Bu ilk Hun akınları ve Çin mücadeleleri eldeki bilgiler ölçüsünde gelişi güzel, plansız akınlar olmaktan ziyade iktisadi meseleler ile alakalı, planlı akınlar idi.

    Xi-Huang-Tî’nin ve general Meng-Tien’in ölmesi Hunları tekrar serbest bırakmış ve anlaşılan Sarı Irmağın güneylerine daha Tuman Ch’an-yü zamanında inmeye başlamışlardır. Diğer taraftan bu çağlarda eskiden Hunlarca meskun olduğu söylenen Kansu bölgesinde Yüeh-chih’lerin mevcut olduğunun söylenmesi de önemlidir. Bu ilk döneme yönelik Çin kaynaklarında bilgiler kesik kesik olduğundan Hunların Kansu’dan nasıl çıktıkları ve yerlerine nasıl olup da Yüe-Chihlerin geldiği karanlık durmaktadır. Belki de Xi-Huang-tî döneminde ve ya daha önce Çinlilerin Kansu tarafına bir baskı ve püskürtme hareketi de olmuş olabilirdi. Bir diğer ihtimal Çin tarihlerinin özellikle M.Ö. 250’li yıllara kadar Hunları tam tanıyamamış olması ile alakalı olabilir. Erken dönemler için Çin kaynakları Çin’in kuzey ve kuzey batısındaki toplumları Jung, Ti, Hsien-yü, Hun-yü gibi genel isimlerle, birbirinden ayırmadan isimlendiriyordu. Kansu’nun Çin’in kuzey batı taraflarında da olduğu göz önüne alınırsa Çinlilerin Hunları Yüeh-chihlerle karıştırma ihtimali de düşünülmelidir. Bu taktide o bölgelerde öteden beri Yüeh-chihlerin oturuyor olması mevzû-bahis olur. Ancak bunların sadece bir akıl yürütmeden ibaret olabileceği de belirtilmelidir. Konu bağlamında bizi ilgilendiren husus Tuman çağının sonları ve Mao-dun döneminin başlarında Yüeh-chihlerin bu topraklarda olduğunun bilinmesidir.

    Mete Han (Mao-tun)’un temsili bir resmi.

    Tuman Ch’an-yü’nün Mete tarafından tahttan indirilmesinden sonra ilk hücum hareketi Tung-hular üzerine gerçekleştirmiştir. Moa-tun bundan hemen sonra ilk hamlesini Yüeh-chihlere gerçekleştirmiştir. Mete’nin askeri operasyonlarını müstakil ele almaktansa genel bir çerçeve içinde ele almak daha isabetli olacaktır. Yüeh-chih akını ile bu genel çerçeve işlenmeye çalışılabilir.

    Yüeh-chih seferini, yüeh-chihlerin coğrafyası ekseninde ele almak çok önemlidir. Yüeh-Chihlerin ilk yurtlarının Tun-huang ve Ch’i-lien arasında olduğunun bilinmesi konu açısından kilit noktadır.  Bu bahsedilen bölge İpek Yolunun Çin’e girdiği hayati bir noktadadır. Diğer taraftan Mete’nin Yüeh-chih seferinden hemen sonra Wu-sunlar’a sefer düzenlemesi dikkat çekicidir.

    Asya Hun (Hiung-nu/Xiong-nu) Devleti’nin Sınırlarını Gösteren bir harita.

    Balkaş Gölü’nün güneyinde ve kısmen Çungarya topraklarında bulundukları bilinmektedir. İpek Yolu üzerindeki önemli kavimlerden biri olarak tarif edilmesi tam bu noktada dikkat çekicidir. Mete’nin birinci Çin akını ile eline geçirdiği coğrafyaya da dikkat edilmelidir. Mete’nin I. Çin akınıyla ele geçirdiği topraklar Xi-Huang-tî zamanında Hunların kaybettiği arazilerle beraber Chao-na ve Fu-shih’e kadar ulaşıyordu. Fu-shih denilen bölgenin İç Asya (Orta Asya)’ya giden batı yolları üzerinde yer alan bir bölge olduğu bilinmektedir.  I. Çin akını ile Mete’nin ticarî ve askeri yolları eline aldığının söylenmesi bahsedilen hususlar ile alakalı olmalıdır. Mete’nin bundan sonraki büyük akınlarının arasında bir de batı akını vardır ki bu akın ile Doğu Türkistan’ın 26 devletçiği ele geçirilmiştir. Bunlar arasında Loulan da vardır ki bunlar İpek Yolu üzerindeki çok önemli bölgelerdir.  Mao-tun dönemde Türkistan’daki çoğu önemli ticarî şehrin Hun hakimiyetine dolaylı da olsa alındığı bilinmektedir. Böylece Türkistan’daki İpek Yolu şehirleri Hunların eline geçmiştir.

    Şansi (shaanxi) Bölgesi.

    Mete’nin seferleri genel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda ilk fark edilecek şey bu hareketlerin ciddi ölçüde planlı hareketler olduğudur. Yukarıda bahsedilen bilgilere bakıldığında Mete’nin seferlerinin kendi içerlerinde ortak ekonomik hedefler taşıdığı fark edilmektedir. Bu ekonomik hedeflerin büyük çoğunluğunun İpek Yolu hattı üzerine olduğu çıkan sonuçlardan biridir ki bu açıdan belirtilen seferlerin hepsinin kendi içerisinde bir düzen ve disiplin içerisinde olduğu fark edilebilir. Mete’nin nerelere ne için gideceğini önceden planlamış olması ve harekete geçmeden önce bölgede ittifaklar kurması göz önüne alındığında ne derece hesaplı ve disiplinli hareket ettiği ortaya çıkmaktadır.  Gelinen noktada tüm anlatı Hunların akınlarının gelişi güzel ve sebepsiz bir vahşiliğin ürünü olmaktan çok iktisadi ve jeostratejik hedeflerin bir ürünü gibi durmaktadır. Ancak bu demek değildir ki Hunlar hiç yağma akınında bulunmamıştır. Hunlar Çin’e karşı yağma akınları da gerçekleştirmiştir. Ögel’in Hun akınlarını güdümlü akınlar ve gelişi güzel akınlar olarak sınıflandırmasının sebebi de bu noktadan kaynaklanmaktadır. Güdümlü akınlar düzenli, planlı akınları ifade ederken gelişi güzel akınlar yağma akınlarını ifade etmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, Hunların Şansi ve Sarı Irmağın güneyleri ile batı Türkistan’a olan seferleri Baykal-Gobi coğrafyasında bulanan bir devletin Çin’e karşı var olabilmesini mümkün kılmaktadır. Aksi taktirde gerek ekonomik ve gerek askeri durum açısından Çinlilerin karşısında durabilme olanaklarının mevcut olduğunu düşünmek zordur. Çin’in bulduğu fırsatlarda Hunları Sarı Irmağın kuzeyine püskürttükleri dönemde Hunların ne denli zayıf konuma düştükleri bu söylenenin bir delili niteliğindedir. Eğer Mete’nin Tung-hu, Yüeh-chih ve Çin seferleri vuku bulmamış olsaydı hun devletinin varlığını sürdürebilme olanağı çok düşük olurdu. Tuman zamanında Mete’nin Yüeh-chihlere rehin verilmesi ve Tung-huların Mete’nin ilk dönemlerinde Hunlara karşı takındığı tutum göz önüne alındığında yukarıdaki fikirler bir nebze daha destekli kazanmaktadır.

    [1] Kao-Ch’üh Geçidi Ögel’in Büyük Hun İmparatorluğu adlı eserinde verdiği haritalarda Sho-fang’ın kuzeyinde gözükür. Ögel’in zikredilmiş eserindeki 3 numaralı harita ile İpek yolu güzergahlarını içeren bir harita karşılaştırıldığında Kao-Ch’üh geçidinin Wu-wie, Lanzhou Chang’an ticaret yolu haattını kuzeyden kesebilecek bir konuma sahip olduğu görülebilir. Diğer taraftan Shansi, Yenmen ve Tai bölgeleri ise Chang’an-Wu-yan  ticaret hattının çok yakınındadır. Bu sebeplerle Çinliler Hunların Ordos bölgesine ve daha aşağılarına sızmasından her zaman çekinmişlerdir. Yaşar Bedirhan’ın  Kao-Ch’üeh Geçidi bölgesinin İpek Yolunun önemli geçitlerinden biri olarak belirtmesinin altında yatan sebep yukarıda bahsedilen durumla alakalı olmalıdır.

    Yararlanılan Kaynaklar:

    • Yaşar Bedirhan, “Türk Tarihinde İpek Yolu Hakimiyeti ve Çin’in Türkistan’ı İlk İstila Projesi”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 4, Konya 1999.
    • Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, C. I, Ankara 2015.
    • Ayşe Onat, Çin Kaynaklarında Türkler Han Hanedanı Tarihinde Batı Bölgeleri, Ankara 2012.
    • Ayşe Onat-Sema Orsoy-Konuralp Ercilasun, Han Hanedanı Tarihi Hsiung-nu (Hun) Monografisi, Ankara 2015.
    • Tilla Deniz Baykuzu, Asya Hun İmparatorluğu, Konya 2012.

    CEVAP VER